عبيد الله أحرار
06’da (1404) Taşkent’in Bâgıstan köyünde doğdu. Nakşibendî geleneğinde Hâce-i Ahrâr diye tanınır. Çocukluğunda hem mektebe devam etti hem de ziraatla uğraşan babasına yardımcı oldu. Yirmi iki yaşına geldiğinde dayısı Hâce İbrâhim onu ilim tahsili için Semerkant’a götürdü. Burada bir süre Mevlânâ Kutbüddin Sadr Medresesi’ne devam ettiyse de tasavvufa duyduğu meyil sebebiyle medrese eğitimini sürdüremedi. Bu dönemde tanıştığı Nakşibendî şeyhi Sa‘deddîn-i Kâşgarî ile birlikte Nizâmeddin Hâmûş’un sohbetlerine katıldı. Semerkant’ta iki yıllık ikametinin ilk yılında Mâverâünnehir’in muhtelif şehirlerini dolaşıp Nakşibendiyye tarikatının önde gelen şeyhlerini ziyaret etti. Ertesi yıl Herat’tan Semerkant’a gelen ve Kāsım-ı Envâr diye meşhur olan Safevî şeyhi Seyyid Muînüddin Ali Tebrîzî’nin sohbetlerinden faydalandı. Daha sonra Semerkant’tan ayrılıp Herat’a gitti. Herat’ta Kübrevî şeyhi Bahâeddin Ömer, Sa‘deddîn-i Kâşgarî ve Zeyniyye tarikatının pîri Zeynüddin el-Hâfî gibi sûfîlerin sohbetlerine katıldı. Herat’taki ikametinin dördüncü yılında (834/1431) Çagāniyân tarafındaki Hülgatû köyüne gidip Nakşibendî şeyhi Ya‘kūb-i Çerhî’ye intisap etti. Üç ay kadar Çerhî’nin sohbetlerinde bulundu ve şeyhinden hilâfet alarak Herat’a döndü. Ertesi yıl Taşkent’te irşad faaliyetine başladı, bir yandan da ziraat ve ticaretle meşgul oluyordu. 855’te (1451) Semerkant’ı ele geçirip başşehir yapan Timurlular’dan Ebû Said Mirza Han’ın daveti üzerine yirmi yıldır ikamet ettiği Taşkent’ten ayrılarak Semerkant’a yerleşti. Burada da ziraat ve ticaretle uğraşmayı sürdürdü. Mâverâünnehir’in Semerkant, Buhara, Taşkent, Karşı gibi şehirlerinde çok sayıda dükkân, bahçe, köy, mezraa ve sulama kanalı satın aldı; bunların bir kısmını cami, medrese ve tekkelere vakfetti. Sultan Ebû Said’in yerine geçen oğlu Sultan Ahmed Mirza ile Taşkent yakınlarında Şâhruhiye’de gayri müslim Moğol ve Özbek askeri arasındaki savaşı önledi ve barış yapılmasını sağladı (890/1485). Bu arada birçok kişinin İslâm’ı benimsemesine vesile oldu















